Tüp Bebek Tedavisindeki Yenilikler

Çocuk özlemi çeken ve başka yardımcı üreme tedavilerinden sonuç alınamayan çiftlere uygulanan bir üreme yöntemi olan tüp bebek tedavisinde başarılı sonuçlar alabilmek için bazı kurallara uyulması gerekir. Tüp bebek uygulamalarında kullanılan yeni yöntemlerin bebek sahibi olma şansını artırdığını söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Deniz Gökalp tüp bebekteki son tedavi yöntemlerini anlattı.

 

  • Tüp bebek denemelerinde başarısızlığın nedenleri nelerdir?

Tüp bebek tedavisinde ilk canlı doğumun gerçekleşmesinden bu yana 40 yıl geçmiş olmasına ve gelişen teknolojinin de etkisiyle tedaviye dair pek çok yenilikler mevcut olmasına rağmen hala başarı oranları belli bir değerde kalmakta ve maalesef yüzde 100 gebelik garantisi, yani tüm hastalarda tam başarıyı yakalamak mümkün olmamaktadır. Başka bir deyişle bazı çiftlerde ilk, bazılarında ise ikinci-üçüncü hatta çok daha fazla sayıda denemelerinde ne yazık ki negatif sonuç alma durumu söz konusu olabilir. Başarısız denemelerin nedenlerine baktığımızda en çok ilerlemiş kadın yaşı, azalmış yumurta rezervi, çiftin embriyo kalitesinin parlak olmayışı ve rahime ait nedenler karşımıza çıkmaktadır. Başarının arkasında bu problemleri zamanında saptayıp doğru çözüm yolunu arayan tecrübeli bir ekip ve iyi bir tüp bebek laboratuvarı olması gerektiği de unutulmamalıdır.

 

  • Embriyo kalitesi düşükse ne yapmak gerekir?

Embriyo kalitesi düşüklüğü, gününe göre iyi bölünmeyen ve gelişmeyen, belirlenmiş standartlara göre yavaş ya da anormal gelişme gösteren embriyo anlamında kullanılır. Sebepleri, kadına ait nedenler (yaş, kötü yumurta kalitesi) veya erkeğe ait nedenler (spermin sayı-hareketlilik veya şekil  olarak anormal oluşu) veya tedaviye ait nedenler (uygun olmayan  tedavi protokolü ve ilaç seçimi veya yanlış tıbbi uygulamalar) veya embriyoloji laboratuvarına ait nedenler olabilir. Eğer bir çiftin ilk denemesi ise, kötü kalitede embriyo gelişimini açıklayabilecek bir neden var mı öncelikle araştırılıyor. Saydığımız tüm faktörler açısından tedavinin tüm basamakları gözden geçiriliyor ve bazen kadın ve erkeğe daha ileri testler uygulanıyor (kromozom analizi, sperm DNA hasar testi gibi). Eğer olası bir neden veya nedenler bulunursa sonraki tüp bebek denemesini planlamadan önce mutlaka nedene yönelik tedavi-çözüm kurgulanıyor. Hiçbir zaman bir önceki tedavi tekrar aynı şekilde uygulama yoluna gidilmiyor.

 

  • Embriyoların gelişimi ve kalitesini artırmak için kullanılan yöntemler var mıdır?

Embriyo gelişimi ve kalitesini arttırabilmek için öncelikle, embriyoyu oluşturacak üreme hücreleri olan yumurta ve spermin kalitesinin arttırılabilmesi amacıyla uygun ön incelemeler ve tedavi opsiyonlarının planlanması gereklidir. Bu doğrultuda öncelikle, hastaya özel yaklaşımla planlanacak tedavi protokollerinin kullanımı ve laboratuvarda ideal sperm seçimi yöntemlerinin kullanımı gereklidir. İkinci aşamada, embriyoların geliştirileceği ortam olan embriyoloji laboratuvarının kalitesi gelir. Bu noktada tecrübeli bir ekip, yeterli ve gelişen teknoloji ile uyumlu teknik ekipmanlar, ideal kültür solüsyonlarının kullanımı ve ortam şartlarının ve değişkenlerin düzenli kalite kontrolü çok önemlidir.

  • Embriyoların genetik yapısı daha iyi nasıl anlaşılır?

Embriyoların genetik yapısının değerlendirilebilmesi amacıyla Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) adı verilen yöntem kullanılır. Bu yöntemde embriyolardan biyopsi işlemi ile alınan hücreler genetik laboratuvarında incelenerek, sayısal ya da yapısal anormalliklerin varlığı tespit edilebilir. Embriyo biyopsi işlemi embriyonun farklı gelişim aşamalarında (3.gün ve 5.gün) uygulanabilmekle birlikte, son yıllarda yaygın olarak tercih edilen yöntem, embriyo gelişiminin 5.gününde, blastokist aşamasında uygulanan trofektoderm biyopsi yöntemidir. Bu yöntemde, embriyonun bebeği oluşturacak hücrelerine (ICM-iç hücre kitlesi) zarar verilmeden, gebelik kesesini oluşturacak olan trofektoderm hücrelerinden 5-6 adet alınarak incelenir. Tanı işleminde önceleri Fleuresant In Situ Hybridization (FISH) adı verilen yöntem ile yüksek risk taşıyan belirli sayıda (9 adet) kromozoma dair anormallikler incelenebilmekle birlikte artık, hücrenin yapısındaki 23 çift kromozomun tamamının incelenmesine imkan sağlayan Next Generation Sequencing (NGS) yöntemi yaygın olarak tercih edilir.

 

  • Kromozom bozukluğunda tüp bebek tedavisi nasıl yapılır?

Embriyolarda kromozom anormallikleri sayısal ve yapısal olarak iki farklı şekilde ortaya çıkar. Anöploidi olarak tanımlanan sayısal anormallikler, normalde her birinden birer çift bulunması gereken kromozomların bazılarının eksik ya da fazla sayıda bulunması şeklinde gözlenir. Bu anormallikler çoğunlukla gebe kalamama ya da düşükle sonuçlanan gebeliklere sebep olmakla birlikte aynı zamanda genetik anomalili bebek doğumlarına da yol açabilir.  Bu durumun en yaygın bilinen örnekleri 21 numaralı kromozomun fazlalığından kaynaklanan Down Sendromu  (Trizomi 21) ve X kromozomunun eksikliğinden  kaynaklanan Turner Sendromu (Monozomi X) dur. Embriyolarda sayısal anormalliklerin bulunması anne babada herhangi bir kromozomal anormalliğin mevcut olmasını gerektirmez. Çiftin kromozom analizleri normal olsa bile embriyolarında anormallik bulunma ihtimali her zaman mevcuttur. Daha önce gebe kalan ve bu tarz anormalliklerin gözlendiği vakalarda ve anormallik riskinin yüksek olduğu ileri kadın yaşı (>40 yaş) vakalarında, standart tüp bebek tedavisine ek olarak uygulanacak PGT işlemi ile bu risklerin elimine edilmesi mümkün olmaktadır.

Embriyolarda yapısal kromozom anormallikleri ise bir ya da daha fazla sayıda kromozomu etkileyen kısmi kayıplar (delesyon), kısmi artışlar (duplikasyon),  kromozomun bir parçasının yön değiştirmesi (inversiyon) veya iki farklı kromozom arasında kısmi yer değiştirmeler (translokasyon) şeklinde gözlenebilir. Bu durum çoğunlukla, anne ve babanın birinde ya da her ikisinde kromozomal anormalliklerin mevcudiyeti halinde ortaya çıkar. Özellikle tekrarlayan gebelik kayıpları olan çiftlerde uygulanacak analizlerle bu anormallikler tespit edilebilir ve bu doğrultuda, standart tüp bebek tedavisi sonrası uygulanacak PGT işlemi ile sağlıklı embriyolar seçilebilir. Ek olarak, Tek Gen Hastalıkları olarak tanımlanan, belirli gen bölgelerini etkileyen (mutasyon) ve kalıtsal olarak aktarılan anormalliklerin tespiti ve sağlıklı embriyoların seçimi amacıyla da PGT işlemi uygulanabilmektedir. Bu durumda, anne ve babadan birinde ya da her ikisinde ilgili hastalığın ya da taşıyıcılığın tespiti sonrasında uygulanacak tüp bebek tedavisi ile elde edilen embriyolar taranarak sağlıklı olanların tespiti mümkündür. Bu hastalıkların, özellikle ülkemizde yüksek akraba evliliği oranı kaynaklı olarak en yaygın gözleneni, Akdeniz Anemisi olarak ta bilinen Beta Talasemi hastalığıdır. Bu yöntemle yine yaygın görülen Kistik Fibroz, SMA, DMD vb. genetik kökeni tanımlanabilmiş 2000 civarı kalıtsal genetik hastalığın doğum öncesi elenmesi ve yeni nesilde devamının engellenmesi mümkün olur.

 

  • Hangi amaçla PGT yapılır?

PGT işleminde amaç sağlıklı bir gebelik elde edilmesidir. Bu amaçla, tüp bebek tedavisi ile elde edilen embriyolarda, endikasyona bağlı olarak, normal kromozomal sayı ve yapıya sahip ya da kalıtsal hastalık taşımayanlar tespit edilerek anne adayına transfer edilir.  Ek olarak, PGT işleminin tedavi amaçlı kullanımı imkanı da bulunmaktadır. Mevcut genetik hastalıkları (Beta Talasemi, Orak Hücre Anemisi vb.) ya da sonradan edinilmiş hastalıkların (Lösemi vb.) tedavisi amacıyla kök hücre ya da kemik iliği nakli için uyumlu kardeş elde edebilmek için HLA (Human Lekocyte Antigen) tiplemesinin de (iki birey arasındaki doku uyumunu belirlemek amacıyla yapılan analiz) kombine edildiği PGT uygulaması, tedavi için kısıtlı zamanları olan bu tarz hastalarda benzersiz bir tedavi opsiyonu olarak kabul edilir.

 

  • Kimler PGT adayıdır?

PGT işlemi öncesinde, bu yöntemin uygulanmasını gerektiren endikasyonların doğru tanımlanması gerekir. Sayısal kromozomal anormallik ihtimali, normal yoldan elde edilenler de dahil olmak üzere, her gebelikte mevcuttur fakat risk, ilerleyen anne yaşı ile birlikte yükselmektedir. 40 yaşın altında yüzde 50 civarında olan anöploidi ihtimali, 40 yaşın üzerinde yüzde 60-65, 43 yaş ve üzerinde ise yüzde 80’lerin üzerine çıkmaktadır. İleri anne yaşına ek olarak, tekrarlayan başarısızlıklar, gebelik kayıpları, önceki anomalili gebelikler, şiddetli sperm morfolojik defektleri öne çıkan anöploidi endikasyonlarıdır. Yapısal kromozom anormallikleri için en belirgin endikasyon tekrarlayan gebelik kayıplarıdır. Daha önce gebelik oluşmamış olsa da anne baba adayında yapılan genetik incelemede tespit edilen kromozomal anormalliklerde de mutlaka tüp bebek tedavisi ve PGT yöntemine başvurulmalıdır. Kalıtsal genetik hastalıklar, özellikle akraba evliliğinin yüksek oranda gerçekleştiği ülkemizde, önemli bir endikasyon olarak öne çıkar. Anne, baba adayı ya da her ikisinde mevcudiyeti ön genetik testlerle tanımlanmış ya da soy ağacında mevcut kalıtsal hastalıkları olan çiftlerde yine PGT için adaydır. Akraba evliliklerinde çiftlerin, daha önce soy ağaçlarında gözlenmemiş olsa bile, gebelik planlamadan önce, taşıyıcılık şeklinde mevcut olabilecek genetik anormalliklerin tespiti amacıyla genetik tarama testleri yaptırmaları ve bu doğrultuda gerek görülmesi halinde tüp bebek ve PGT uygulamasının tercih edilmesi, birçoğu ağır zeka ya da gelişim gerilikleri şeklinde gözlenen anomalili bebek doğumlarının engellenebilmesi bakımından önemlidir.

 

  • Sağlıklı sperm nasıl seçilir?

Tüp bebek tedavisinde embriyo kalitesi, temelde onu oluşturan üreme hücrelerinin, yani yumurta ve spermin kalitesine bağlıdır. Bu doğrultuda, yumurta içerisine enjekte edilecek spermin doğru seçimi döllenme, embriyo kalitesi, embriyonun genetik yapısı ve nihayetinde gebelik potansiyeli bakımından belirleyicidir. Sperm seçiminde öncelikle dikkate aldığımız özellikler, spermin baş, boyun ve kuyruk yapısının normal olması ve ileri doğru hızlı hareketliliğe sahip olmasıdır. Spermler, mikroskop altında değerlendirildiğinde, bu özelliklere dayalı seçim yapmak mümkündür fakat bazı durumlarda yeterli olmamaktadır. Sperm başı içerisindeki vakuol adı verilen daha küçük çaplı yapısal anormalliklerin tespitinde, IMSI adı verilen yöntemle, yüksek büyütme sağlayan mikroskopların kullanımıyla daha efektif sperm seçimi yapılabilmektedir. Bu yöntemler spermin yapısal özelliklerine göre seçimine imkan verirken, aynı zamanda bazı hastalarda, özellikle sperm DNA yapısında hasarlar (DNA fragmantasyonu) olduğu düşünülen, tekrarlayan düşük embriyo kalitesi gözlenen ya da uygulanan testlerle hasar oranının yüksek olduğu tespit edilmiş vakalarda, sağlıklı spermin seçimi için fonksiyon bazlı sperm seçim yöntemlerinin kullanımı gerekebilmektedir. Bu amaçla kullanılan birçok yöntem tanımlanmış olmakla birlikte, bu yöntemlerin başında, spermin, yumurtayı çevreleyen kümülüs hücre tabakasının yapısında bulunan hyaluronan maddesine bağlanabilme özelliğine göre seçimi başı çekmektedir. Ancak yeterli olgunluğa sahip ve bağlanabilme için yeterli reseptörleri mevcut spermler hyaluronana bağlanabilmekte ve bu özelliğe sahip spermlerde DNA fragmantasyonu oranının bağlanamayanlara göre çok daha düşük olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmektedir. Buna ek olarak sperm çip olarak bilinen, ileri doğru hızlı hareketli spermlerin ayrıştırılması tekniğine dayalı yöntemde de DNA fragmantasyonu düşük spermlerin seçilebildiği gösterilmiştir.

 

  • Tüp bebek başarısında laboratuvarın rolü nedir?

Embriyoyu oluşturacak üreme hücreleri olan yumurta ve sperm embriyoloji laboratuvarında özel yöntemlerle hazırlanarak birleştiriliyor ve nihayetinde oluşan embriyo implantasyon (rahime tutunma) aşamasına kadar laboratuvarda büyütülüyor. Embriyo, her iki üreme hücresinin kalitesine bağlı olarak belirli bir gelişim potansiyeline sahip. Bu potansiyel tamamen üreme hücreleri tarafından belirlenir ve döllenme sonrası dışarıdan yapılacak herhangi bir müdahale ile olumlu yönde değişim sağlamak mümkün değildir. Embriyoloji laboratuvarının önemi bu noktada ortaya çıkar, çünkü eğer laboratuvar deneyimli ve bilimsel gelişmeleri güncel olarak takip eden personel, teknolojik gelişmelerle uyumlu donanım ve düzenli kalite kontrol ile takip edilen ortam şartlarına sahip değil ise bu potansiyeli olumsuz etkileme ihtimali yüksektir. Dolayısıyla çiftlerin merkez seçimlerinde laboratuvar kalitesi ve performansı hakkında bilinçli olması başarı için hayati önem taşır.

 

  • Blastokist (5. gün) transferi gebelik şansını artırıyor mu?

Evet, hem de birkaç nedenden ötürü. Birincisi eskiden daha çok üçüncü günde embriyo transferi yapar ancak çok sayıda birbirine benzeyen embriyo içinden hangisini seçeceğimiz konusunda oldukça zorlanırdık. Embriyoları laboratuvarında iki gün daha tutmak doğal bir seçim ortamı yaratıyor çünkü her embriyo beşinci güne ulaşamıyor. Genetik veya metabolik problemi olan embriyoların çoğunda 4. günden sonra gelişim kendiliğinden duruyor. İkinci önemli neden ise normal yolla gerçekleşen gebeliklerde de embriyo döllendikten sonraki 5.günde rahime ulaşıyor. Muhtemelen rahimle embriyo senkronizasyonu 5. günde daha iyi sağlanıyor ve tutunma şansı daha yüksek oluyor.

 

  • Tedavide başarı şansını artıran son gelişmeler nelerdir?

Blastokist dönemi embriyo transferi, embriyo kültürü alanındaki gelişmeler doğrultusunda, başarıya katkısı bakımından en dikkat çeken yaklaşım olarak öne çıkar. Eskiden embriyoların, gelişimlerinin ikinci ve özellikle üçüncü gününde transferi yaygın olarak tercih edilirdi. Fakat bu durum, hem mevcut embriyolar içerisinde gelişim potansiyeli en yüksek olanların seçimini güçleştirmekte hem de çok sayıda embriyo transferi nedeniyle çoğul gebelik oranları açısından da riski arttırmaktaydı. Laboratuvarda, embriyo gelişiminin beşinci günü olan blastokist dönemine kadar embriyo gelişiminin devam ettirilmesi ve bu güne kadar gelişimini devam ettirebilen ve dolayısıyla metabolik olarak da potansiyelinin yüksek olduğunu gösteren embriyolar içerisinden kalite olarak en yüksek olanların seçimi ile erken dönem embriyo transferine kıyasla çok daha yüksek başarı oranı elde etmek mümkün olmaktadır. Böylece, gelişim potansiyeli düşük olan ve blastokist dönemine ulaşamayacak embriyoların gereksiz yere transfer edilmesinin de önüne geçilebilmektedir. Ayrıca blastokist dönem transferi ile daha az sayıda embriyo transferi ile erken döneme kıyasla benzer ya da daha yüksek gebelik oranları elde edilebilmekte, böylece çoğul gebelik oranları ve bu gebeliklerden kaynaklı komplikasyon riskleri de en aza indirgenebilmektedir. Blastokist dönemi embriyo transferinin başarısında en önemli faktör embriyoloji laboratuvarının kalitesidir. Bu yöntem, embriyoların daha uzun süre laboratuvarda takibini gerektirdiğinden, laboratuvar ortamı ve embriyo kültür ortamının kalitesi yüksek başarı için belirleyici olmaktadır.

Rahim dinlendirme olarak da tabir edilen, taze denemede elde edilen embriyoların uygun olanlarının dondurulması ve daha sonraki bir adet döneminde transferi yöntemi, son yıllarda yaygın olarak tercih edilen ve gebelik başarısında en önemli pozitif katkıyı sağlayan yöntem olarak öne çıkmaktadır. Bu yöntemde özellikle laboratuvarın dondurma işlemindeki başarısı belirleyici olmaktadır. Dondurma işleminde çözme sonrası embriyoların canlı elde edilememesi ihtimali olmakla birlikte bu risk gelişen teknoloji ile birlikte oldukça azalmıştır. Merkezimizde dondurulan embriyolar yüzde 100 oranında canlı olarak geri döndürülebilmektedir. Bu durumda başarıya pozitif katkı anne adayının rahminin durumundan kaynaklanmaktadır. Taze denemede rahimin, yumurta gelişimi için kullanılan hormon ilaçlarından az da olsa olumsuz etkilenme ihtimali bulunmakla birlikte, dondurulmuş-çözülmüş embriyo transferinde bu etki sıfıra inmekte ve embriyoların doğal olarak gelişim gösteren bir rahime transferi avantajı söz konusu olmaktadır. Bu sayede, taze denemelere kıyasla %5-15 civarı daha yüksek gebelik başarısı elde edilebilmektedir.

PGT yöntemi de başarı oranına katkısı tartışmalı olmakla birlikte, tekrarlayan başarısız denemeleri ve tekrarlayan düşükleri azaltıcı etkisi nedeniyle gebeliğe ulaşma süresini kısaltıcı fayda sağlamaktadır. Bu yöntemde, embriyolardan biyopsi ile hücre alınması gerekliliği ve işlemin yanlış uygulanması halinde aksine başarı şansının olumsuz etkilenmesi ihtimali bulunması nedeniyle, bu alanda tecrübeli laboratuvar ekibine sahip bir merkezin seçimi, bu yöntemden maksimum fayda sağlayabilmek adına önemlidir.

Spermlerin yüksek büyütme sağlayan mikroskoplar kullanılarak seçimini sağlayan IMSI yöntemi de son yıllarda yaygın olarak tercih edilen bir yöntem olmakla birlikte başarıya katkısı hala tartışmalıdır. Bu yöntemin, spermlerin sadece şekil değil fonksiyonel özelliklerine bağlı olarak ta seçimini sağlayan yöntemlerle kombine edilmesi ile daha yüksek fayda elde edilmektedir.

Oosit aktivasyonu olarak tanımlanan, yumurtaların döllenme ihtimalini arttırıcı etkisi olan kimyasalların kullanımını içeren yöntemler ile özellikle sperm şekilsel bozukluklarına bağlı olarak düşük döllenme gözlenen vakalarda döllenme oranını ve dolayısıyla başarı şansını arttırmak mümkün olmaktadır. Bu yöntem özellikle over rezervi düşük ve az sayıda yumurta elde edilen vakalarda hayat kurtarıcı olabilmektedir.

Time-lapse izleme olarak tanımlanan, embriyoların gelişim süreci boyunca video kaydının alınması ve gelişimsel parametreleri doğrultusunda seçimini sağlayan yöntem de teknolojik anlamda son yıllarda en dikkat çeken gelişme olmakla birlikte, bu yöntem ile embriyo seçiminin gebelik başarısına katkısı hala tartışmalıdır. Bu teknoloji ile ilgili bilimsel çalışmalar yoğun olarak devam etmekte ve yakın gelecekte umut vadeden bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

Mitokondri transferi yöntemi, üzerinde uzun yıllardır çalışılan bir yöntem olmakla birlikte, yapılan ilk çalışmalarda başka bir vericinin yumurtalarından elde edilen mitokondrilerin kullanılmasından kaynaklanan olumsuzluklar nedeniyle duraksama yaşanmıştır. Mitokondri, yumurtanın enerji üretim kaynağı olan organeldir. Fakat, özellikle kadın yaşı ileri olan vakalarda DNA yapısı hasarlı mitokondri oranının artışı ile birlikte, bu yumurtalardan elde edilen embriyoların gelişim potansiyelleri azalmakta ve yine bu durumla ilişkili olarak genetik anormalliklerin görülme sıklığı da artmaktadır. Son yıllarda, hastanın kendi yumurtalıklarından alınan kesitlerden elde edilen erken aşama yumurtalardan elde edilen mitokondrilerin tüp bebek tedavisinde elde edilen yumurtalara transferi ile umut verici sonuçlar elde edilmeye başlanmıştır. Özellikle ileri anne yaşı vakalarında geleceğe dönük en çok umut vadeden gelişme olarak kabul edilir.

 

  • Tüp bebek takibi nasıl yapılır?

Geçmişte çok uzun, yorucu, zahmetli ve çok pahalı olan tüp bebek tedavileri son yıllarda aslında oldukça kısaldı, pratikleşti, kolaylaştı ve ucuzladı. Her çifte tüp bebek tedavisi başlamak için farklı farklı uygun dönemler olsa da, klasik olarak çoğu olguda adetin 2. günü başlanıyor. Tedavinin ilk basamağı yumurtalıkların uyarılması. Bu amaçla anne adayı hastamıza enjeksiyon yapmayı öğretiyoruz. Bu enjeksiyonlar yumurtaların büyümesini sağlıyor ve doğru yapılması oldukça önemli. Her gün bir veya iki enjeksiyonu geçmiyor ve genellikle 8 ila 14 günde sona eriyor. Hastalar bu enjeksiyonlar sırasında düzenli kontrollere alıp, ultrason ve kan testleri ile yumurta gelişimini ve rahmin durumunu kontrol ediliyor. Genellikle 3 ila 5 kontrol yeterli oluyor, kontrollerde ayrıca ilaçları uygulama ile karşılaştıkları zorlukları veya oluşabilecek yan etkileri sorgulanıyor. Tedavi ile ilgili kaygı ve streslerini dinlemek ve onları rahatlatmak için bu kontroller çok önemli. İstenilen sayı ve büyüklüğe ulaşıldığında, sonraki aşama olan OPU (yumurta toplama) yer alıyor. Çoğu hastamız bu işlemden çok çekinse de anestezi altında 15 dakikada gerçekleşen bir işlem. Uygulama sırasında ve sonrasında mutlaka ağrı kesici yaparak rahatlama sağlıyor, 2-3 saat içinde de oldukça toparlamış şekilde evine gidiyor. Eğer çifte o ay taze embriyo transferi yapılacaksa artık iğne olmayan yeni ilaçlar başlıyor ve 3 ila 5 gün içinde hastalar tekrar embriyo transferi (embriyoların rahim içine yerleştirilmesi) için çağrılıyor. Embriyo transferi çoğu zaman tamamen ağrısız, kısa ve basit bir işlem. Tek gereken hastaların işlemden birkaç saat önce bol sıvı alıp idrara sıkışması çünkü işlem karından tutulan bir ultrason eşliğinde gerçekleştirildiğinden, rahmin içinin çok net görülmesi önemli. Sıkışmak yani idrar torbasının dolu olması bunu sağlıyor. Tüm tedavi- eğer embriyolara genetik tarama gibi ek işlem gerekmiyorsa- 2.5-3 haftada tamamlanmış oluyor.

 

  • Tüp bebekle oluşan gebeliklerde bebek prematüre doğacak anlamına mı geliyor? Sağlıklı doğum mümkün mü?

Tüp bebekle oluşan gebeliklere karşı hala bazı önyargılar mevcut. Sözgelimi tüp bebek tedavisiyle hamile kalanların, normal yolla kalanlara göre gebelikte daha sorunlu bir dönem geçirdikleri, anne adaylarının gebelik sürecini devamlı istirahatle geçirmesi gerekeceği, bebeklerin genellikle zamanından önce (prematüre) doğduğu, doğum şeklinin mutlaka sezaryen olması gerektiği gibi. Oysa ki tüp bebek yönteminde son yıllarda başarımız arttıkça ve kalan embriyoları sağlıklı ve başarılı bir şekilde dondurarak saklayıp çözdüğümüzde canlılıklarının hiç bir zarar gelmeden geri kazanıldığını gördükçe transfer ettiğimiz embriyo sayısı giderek azaldı. Artık eskiye göre içimiz çok daha rahatça az embriyo (1 veya maksimum 2) naklediyoruz. Bu da çoğul gebeliklerin etkili bir şekilde azalması sonucunu getirdi ki bence ülkemizdeki gelinen en önemli aşama bu oldu. Artık hiçbir merkez genç ve az sayıda denemesi olan bir çifte üç embriyo nakletmiyor. Tüp bebek tedavisi sonucu tekil gebelik elde edilir ise, 3. aydan itibaren normal bir gebelikten farkı -istisnai durumlar hariç- kalmıyor. Bebek tam zamanını doldurarak hatta normal doğum ile bile dünyaya gelebilir.  Tüm dünyada gerçek tüp bebek başarısı “pozitif gebelik testi” değil, çiftleri ” tek, canlı ve sağlıklı, zamanında doğmuş bir bebekle evlerine yollamak ” olarak tanımlanıyor.